Blog Kategorileri
İlandex Blog

Gıda sektöründe kim günah keçisi kim suçlu?

İster işveren ister çalışan olsun, gıda sektöründe rol alan insanları yargılamadan önce, sizden çok başka bir hayat yaşadıklarının ayırdına varmak gerekiyor.
23.2.2017 00:00:00
Okunma Sayısı : 638
Gıda sektöründe kim günah keçisi kim suçlu?

İçerisi yangın yeri gibi olup da,  dışarıdan bayram yeri gibi görünen  sektör ...
Hatta öyle ki, dost sohbetlerinde söz alan üç konuşmacıdan neredeyse birinin mutlaka bir gün gıda sektörüne girme hayali vardır. Şans eseri aynı masada, bir dönem gıda sektörünün bir kolunda görev almış bir tanıdığı olan veya hayatının bir döneminde bu işlere bizzat girişmiş  birileri oturuyorsa , bu işlerin pek de dışarıdan göründüğü gibi güllük gülistanlık olmadığını söyleyip,  'Aman ha, iyi düşün '  diye uyarmadan edemez karşısındakini...
Bütün uyarılara rağmen, yine de heves edip bu fırtınalı dünyaya adım atan ama  işlerin dışarıdan göründüğü gibi yürümediğini ancak iyice dibe vurduktan sonra idrak edebilen çok sayıda insan , kazandığına kaybettiğine bakmadan, işyerini devredip eski dertsiz tasasız hayatına geri dönebilmek için  fırsat kolluyor.


Sektörde uzun süre emek verenlerin özel hayatları  hiç de kolay değil !
İster işveren ister çalışan olsun, gıda sektöründe rol alan insanları yargılamadan önce, sizden çok başka bir hayat yaşadıklarının ayırdına varmak gerekiyor. Çünkü ne büyük fedakarlıklar gerektirdiği dışarıdan bakıldığında pek de iyi anlaşılmayan bir sektör bu...
Bu sektörde çalışan milyonlarca insanın, sizin iş çıkışında aileniz, arkadaşlarınız ve sevdiklerinizle özgürce istediğiniz yere gidebildiğiniz veya işten yorgun argın çıkıp evinize dönüp televizyonun karşısına kurulduğunuz saatlerde, maalesef sizin yaşadıklarınızı yaşama lüksü olamıyor. 
Bu sektörde çalışanlar canları istediği zaman sinemaya, tiyatroya, konsere gidemiyor. Bir hafta sonu arkadaşlarının organize ettiği pikniğe, kahvaltıya ve ya şehir dışı seyahatine evet diyemiyor. Çocuğunun karne törenine, okul müsameresine,  veli toplantısına, hatta doğum günü partisine katılamıyor. Eşini koluna takıp bir düğüne, cenazeye, hasta ziyaretine ya da bayram gezmesine gidemiyor. Bir hafta sonu çocuğunu alışverişe çıkarıp, yeni okul ayakkabısını beraber seçemiyor. Uçağa atlayıp kafasına göre bir hafta sonu kaçamağı yapamıyor. Fındıklar toplanırken memleketine gidemiyor. Dostlarını akşamüstü evine davet edemiyor.  Arkadaşlarıyla maça gidemiyor. Haftanın en az altı akşamı evinde ailesi ile birlikte sofraya oturamıyor  ve onlarla birlikte televizyonda bir film  izleyemiyor. Hatta  belki de çoğu gece eşini ve çocuklarını ancak onlar uyuduktan sonra görebiliyor...


Bırakın  izne çıkmayı, yanlış zamanda hastalanmak bile büyük dert !
Diyeceksiniz ki hiç mi izin, tatil yok bu sektörde ? Var elbette ama genelde haftada bir günü geçmeyen ve hafta içine denk gelen izin günleri, ya dışarıda halledilmesi gereken işleri yetiştirme telaşı ile ya da ev ahalisinin biriken siparişlerini yerine getirmekle geçiyor. Şans eseri yapması gereken önemli bir işi olmayanlarsa  bütün bir  günü, erken saatlerde uyanıp, gece yarısından sonra uyumaktan yorgun düşen vücudunu dinlendirebilmek için , tv karşısındaki kanepede  yarı uyur yarı uyanık halde geçirmeyi tercih ediyorlar.
Çoğu zaman iş yoğunluğuna ve deyim yerindeyse demirbaş personelin  programına göre belirlenen yıllık izin tarihlerinin istenilen aralığa denk getirilmesi işyerinin insafına kalırken, dini ve resmi bayramlarda bile sadece bir gün izin kullanılıyor. Bir çok işletmede ,doktor randevusu için bile olsa, üst üste izin kullanılması hem diğer çalışanların hem de patronların fena halde gözüne batıyor. 


Uzun çalışma saatleri işverenlerle çalışanların tolerans eşiklerini aşağı çekiyor. 
Uzun çalışma saatleri , yoğun iş temposu sebebi ile yoğun stres altında çalışılan gıda sektöründe   her daim yoğun bir personel sirkülasyonu yaşanıyor. Personel  Sirkülasyonunun diğer sektörlere kıyasla çok daha yoğun yaşandığı gözlemlenen sektör de, çalışanlar patronlardan şikayet ederken, işletmeciler de çalışanlardan dert  yanıyor.
Müşteri memnuniyeti odaklı  çalışma prensipleri gereği hata kaldırmayan sektör, motor arızası, hastalık, fırın arızası, elektrik kesintisi gibi önceden öngörülemeyen sorunlarla başa çıkmakta güçlük çeken ve çözüm üretemedikleri için bunalan restoran sahipleri ve  çalışanlarının tolerans eşiklerini çok aşağılara çekiyor. 
Uzun saatler boyunca mola vermeden ve yoğun stres altında çalışanlar ile  işletmeciler arasında yaşanan küçük münakaşa ve gerginlikler maalesef zaman zaman personelin istifası veya işveren tarafından işten çıkartılması ile sonuçlanıyor.


Ekip içinde yaşanan gerginlikler, art arda istifalara sebep oluyor !
Ekip içinde yaşanan münakaşalar , tüm çalışanların şevkini kırarak,  çalışma atmosferi çekilmez hale getirirken; mesai arkadaşlarının işe zoraki gelip gönülsüz çalıştıklarını, hatta bilerek ya da bilmeyerek iş yavaşlattıklarını gözlemleyen diğer çalışanların da motivasyonu düşüyor. 

Eksik personelin yerini dolduracak yeni çalışan gereken sürede işe alınmazsa, tamamlanması gereken görevler mevcut çalışanlara bölüştürülüyor. İş yavaşlatan çalışanların yükü de kendi üzerlerine yığıldığı için iyice bunalan bir çok çalışan , daha iyi koşullar bulur bulmaz, iş değiştirmeyi yeğliyor. 

Gece gündüz çalışmalarına rağmen, kazandıkları para ile  ailelerinin asgari ihtiyaçlarını karşılamakta zorladıkları için dokunsanız ağlayacak halde  olan bazı çalışanlardan bir de ekstra  işler  yapmaları istenildiğinde  sabırları taşıyor. Üzüntüleri yerini öfkeye bırakan çalışanlar,yaşanan ilk ufak tartışmada istifayı basıp, çekip kapıyı çıkıyorlar...
İşin doğrusu, bu sektörde tanık olunan olaylarda birilerini suçlu, birilerini ise günah keçisi ilan etmeden önce   -peşin hükümlü olmamak adına-  yaşanan her olayı münferit addedip,  kendi arka planı ile beraber değerlendirebilmek gerekiyor. 


Personel yetersizliği İşletmeleri  devir ve iflasa sürüklüyor..
Personel yetersizliği nedeni ile hizmetlerin aksatılması, müşterilerin  alternatif işletmelere yönelmesine ve akabinde işlerin azalmasına sebep oluyor. İşleri azalan işletme sahibi, sabit giderlerini karşılayamayacağı endişesi ile yeni personel almama kararı veriyor. Aslında buna biraz da mecbur kalıyor. Azalan personel ile verilen hizmet kalitesi daha da düşüyor ve işler daha da azalıyor. Personel ve sabit giderleri daha fazla kısamayacağının bilincinde olan işletme sahibi, bu sefer de gıda maliyetlerini aşağı çekme gayretine giriyor. Daha ucuz ürün satan tedarikçilerden ürün almaya, porsiyonları küçültmeye ve son çare olarak da fiyatları arttırma yoluna gitse de , sonuçlar beklenildiği gibi daha iyiye gitmiyor. Hizmet kalitesi azaldıkça, ayakları iyice kesilen eski müşteriler, zamanla hiç gelip gitmemeye başlıyor.
Tüm bu etmenler bir araya geldiğinde, işletmenin zarar etmesi, devredilmesi ya da iflasa sürüklenmesi gibi hem çalışanlar hem de işletmeciler açısından oldukça can sıkıcı süreçler gündeme gelebiliyor.
Tehlikeli kısırdöngüye giren işletmeler iflasın eşiğinden zor kurtuluyor.

Ekip ruhunu kaybeden işletmelerin, işten ayrılmalar ile başlayıp yine işten ayrılmalar ile sonuçlanan  tehlikeli kısırdöngüye girmesi kaçınılmaz oluyor. Sonuçları herkesi olumsuz etkileyen gidişata zamanında dur denemezse, süreç maalesef aşağıdaki gibi işliyor...


İşten ayrılma > Yetersiz Personel  > Aksayan Hizmetler > Müşteri Kaybı  > Ticari Kayıp  >  

Maliyetlerin Kısılması  >  Daha  Düşük  Hizmet  Kalitesi  > Müşteri Kaybı > Ticari Kayıp  >      

Maliyetlerin Kısılması  >  İşten Çıkarma  >  Artan İş yükü  >  İşten Ayrılma 

 

Sektörün kaygan zemininde yıllar içerisinde defalarca aldatılan, hakkını alamayan ve hatta zarar gören kişilerin, zamanla kendilerini ve ailelerini zarar görmeyecekleri bir fanus içine alma gayreti ile hoşgörü, anlayış, iyi niyet, yardımlaşma, paylaşma, sabretme, sebat etme gibi kavramların önüne kendi önceliklerini yerleştiriyor olmak istemeleri anlaşılabilir bir durum aslında ...
Bu sebeple, bu  kısırdöngüye girilmesine sebep olan kişileri yargılamadan önce, nasıl bir ruh hali içinde olduklarını doğru analiz edebilmek  ve  her olayı münferit addedip,  kendi arka planları ile beraber ve adil bir bakış açısı ile değerlendirmek gerekiyor.
Sonuç itibarı ile , şu veya bu sebeplerle gelinen noktada yapılması gereken, kimin haklı kimin suçlu olduğuna takılmadan , geçmişin üzerine kalın bir çizgi çekerek, ekip ruhu ile canla başla çalışmak ve sorunları çözmeye odaklanmak olmalıdır. Çünkü birilerini günah keçisi ilan etmek, kaybedilenlerin geri kazanılmasında hiç bir fayda sağlamadığı gibi, ekip içinde daha büyük kutuplaşmalara sebep olarak gerginliği daha tırmandırabiliyor.
İşletmelerini bu tehlikeli kısırdöngüden çıkarmak isteyen işletmecilerin ilk hedefi, zedelenen ekip ruhunu yeniden canlandırmak için, tarafların aslında aynı gemide olduklarının farkına varmalarını sağlayacak yeni fikirlerle çalışanlarına ilham vermek  ve motive etmek olmalıdır.


İçerik No: 002-02-SKT-1702-01-01
Yasal Uyarı: Her hakkı ilandex.com.tr'a ait olan Özgün İçerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. https://www.ilandex.com.tr adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilinir.

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!

KURYE İŞ İLANLARINA BOŞA PARA HARCAMAYIN !  

BİR GÜN BEN DE KÜÇÜK BİR RESTORAN AÇMAK İSTİYORUM !

RESTORAN İŞİNİN İÇİ SENİ YAKAR DIŞI BENİ KAVURUR...

KURYELERİ ÇİLEDEN ÇIKARAN MÜŞTERİLER!

LİMON BİTİ GÖRMÜŞ GİBİ KAÇMANIZ GEREKEN 12 MESAİ ARKADAŞI

Yorum Yap
*Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra 24 saat içinde yayına alınacaktır.